Şâhit Miyiz?

Şehâdet kelimesini her namazda dillendiriyoruz: “Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” Şehâdet, bildiğiniz üzre şâhit olmak demektir. Biz bir şeyi gördüğümüz zaman şâhit oluruz. Görmek sadece gözle mi olur? Biz Allah’ın varlığını ve birliğini maddî gözümüzle görebilir miyiz ki şâhit olalım?

Gözümüz maddî âlemin bile çok küçük bir yüzdesini görebiliyorken bizi yaratan sonsuz varlığı görmemiz nasıl mümkün olabilir? O zaman göz dışında başka bir şeyler olmalı Yüce Allah’ı görmek, duymak ve hissetmek için…

Allah, bize beş duyu bahşetmiştir. Her duyu organı başka bir organa tesir eder. Göz beyine, kulak ise kalbe tesir edermiş. Büyükler kalp gözü denen bir mehfumdan bahsederler. Vücudumuzda maddî olarak bulunmayan, ama mânevî olarak hissetmemizi sağlayan gönül gözünden bahsedilir. Bazen bir mûsıkî dinlerken veya ilâhî bir söz duyduğumuzda Allah’ın güzelliği ile sarhoş oluruz. Kulaklarımızdan kalbimize, oradan da bütün ruhumuza aşk seli yayılır. Bu, görmektir.

Bize şer gibi görünen hâdiselerde (farz-ı misal deprem gibi), Allah’ın azametini ve gücünü görüp şükrederiz. Bir büyüğüm İstanbul’daki 1999 depremi sırasında evi sallanırken “Celâlinle hoşgeldin” deyip Allah’ın gücünü görüp zevkle şâhitlik etmiştir.

Beş duyumuzdan biri olan koku ise Peygamber’in en çok sevdiği üç şey arasındadır. Koku kalbimize de hitap eden bir duyumuzdur. Kenan Rifâî Hazretleri, Allah’ı anlatırken gül örneğini vermiştir. Allah’ın isimleri, sıfatları ve bir de zâtı vardır. Gülün isimleri vardır: Beyaz gül, kırmızı gül gibi. Yumuşak, katmanlı gibi sıfatları vardır. Bir de içimize çekince bize hoş gelen kokusu vardır, bu da Allah’ın zâtıdır der Kenan Rifâî. Allah’ın zâtını göremeyiz, ama hissederiz.

Sonuç olarak, bu maddî dünyada mâneviyatımızı da besleyerek maddî beş duyumuzu gönül gözümüze giden araçlar olarak kullanabiliriz. Maddî bedenimizi doyurup mutlu ettiğimiz kadar mânevî dünyamızı da doyurup mutlu etmeliyiz ki, bu dünyada Allah’ın varlığına ve birliğine ve peygamberimizin O’nun kulu ve elçisi olduğuna şâhit olalım! Tabiî nasibimiz varsa…

The following two tabs change content below.

Banu Büyükcıngıl

Kendimi tanımak sevdasıyla yola çıktım. Sonra bu yolculukta parça parça olduğumu hissettim. Aramak, önce kendimi parçalara ayırmak mı demekti bilmiyordum. Sanki karanlıkta bir balçık çamurunun içinde yol almaya çalışıyor ve üşüyordum. Bir zaman sonra karşımda bir ışık gördüm, gayrı ihtiyari ışığa doğru yürüdüm. Işığın içinden geçerek cennet tasvirlerine benzeyen bir bahçenin içine aktığımı hissettim. Bu bahçenin içinden de cennette olduğu gibi dört nehir akıyordu; bal nehri, şarap nehri, süt nehri ve su nehri. Bu cennet bahçesi İnsan-ı Kamil'di. Onu farkettiğim günden beri, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi Her Nefes Dergisi'nde paylaşmaya çalışıyorum.

Son Yazıları: Banu Büyükcıngıl (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın