TASAVVUFTA ŞÜKÜR KAVRAMI

Tasavvuf günümüzde düşünce yapısı, hayat tarzı, terbiye biçimi ile dinî hayâtın ve kültürün ayrılmaz bir parçası ve insanların ilgi odağı olmuştur. Tasavvuf, Peygamber ahlâkını örnek alan, Allah ve Peygamber’i sevmekle bütün insanları sevmeyi hedefleyen, insanlara hizmet etmeyi amaçlayan bir yaşam şeklidir. İnsanlar tarafından olumlu görülen duygu, düşünce ve davranışların daha da geliştirilmesi veya beğenilmeyen davranışların düzeltilmesi tasavvufun konusu olmuştur.

Bu davranışları günlük hayâta geçirmek isteyen gerçek mutasavvıf, dünyaya hakkını veren, kendisine verilen her güzelliği hâlinde ve üzerinde gösterip onun şükrünü ödeyen ve aynı zamanda âhirete de aynı değeri verendir. Dünya hayâtı ve âhiret hayatı dengede olunca bize düşen görev de her konuda daha iyisini yapmaya çalışmak olmalıdır. Bu da gayret ile olur. Gayret edip en iyisini yapmaya çalıştıktan sonra, sonuca rızâ göstermek ise şükürdür. Şükretmek de huzur bulmak demektir.

Başımıza gelen olumlu veya olumsuz olsun her hadisenin altında hikmetler vardır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır. “Müminin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için hayırdır. Üstelik bu başkasına değil, sadece mümine has bir durumdur. Onun memnun olacağı bir şey gelse şükreder; bu hayırdır. Hoşlanmadığı bir zarar gelse sabreder; bu da onun için hayır olur.”

Nimetlerin en büyüğü nedir diye hiç düşündünüz mü? Akl-ı selîm kişiler, insan olarak yaratılmanın en büyük nimet olduğunu bilirler. Yüce Allah bize el, ayak, göz, kulak gibi organlar ve akıl vermiştir. Yediğimiz yiyecekler, soluduğumuz hava, bize sunulan bütün tabiat varlıkları hep birer nimettir.

Allah Teâlâ, “Ama kullarım içinde şükreden azdır.”  buyurmuştur. O halde

bize küçük bir iyilik yapana teşekkür ediyorsak, bizi mükemmel biçimde yaratan, sağlıklı bir vücut veren, herkese kendine has özellikler bahşeden, esirgeyen, koruyan Allah’a da teşekkür etmemiz gerekmektedir.

Sâmiha Ayverdi nimete şükür ile ilgili şöyle demiştir: “Geçen gün elimden anahtarımı düşürdüm. Şöyle elimle yokladım bulamadım. Onun üzerine eğilerek baktım, biraz ileride, halının püskülleri arasına girmiş; aldım ve Allah’ın iki görücü göz vermiş olmasına şükrettim. İnsanoğlu, kendisine ihsan olunmuş nimetleri ne derece kanıksamış…Sade bunların şükrünü edâ edebilse öyle bahtiyar olacak ki…”

İmam Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde konuyu şöyle açıklar:

İnsan başına gelen her türlü sıkıntı ve darlık karşısında çok sabırsızdır. Allah’ın nimetlerinin hepsini unutur, mahrûmiyetini göz önüne getirir ve bu mahrûmiyeti ile yatıp kalkar. İnsan tabiatı itibârı ile rahata meyleder ve alışır. İçinde yaşadığı nimetler onun için kazanılmış bir hak gibi olur. İnsan o nimete sahip olduktan sonra daha iyisini, daha çoğunu ve daha büyüğünü ister. Bu isteği ve rahatı, onu kendisine bu nimeti veren Allah’a şükretmekten alıkoyar.

İbn Atâ’nın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

Hz. Ayşe’nin (r.a) yanına vardım. Ona “Bize Allah Resûlü Muhammed’den (s.a.v.) gördüğün en ilginç şeyi söyler misin?’’ dedim. Bunun üzerine ağladı ve anlatmaya başladı: “Bir gece kalktı ve çokça su kullanmadan abdest aldı. Sonra namaz kılmaya başladı. Gözyaşları göğsüne akana kadar ağladı. Sonra rükûa gitti, yine ağladı. Secdeye vardı, yine ağladı. Başını secdeden kaldırdı, yine ağladı. Böylece ağladı durdu. Sonunda Bilâl geldi ve namaz vaktini bildirdi. Bunun üzerine ben ‘Ya Resûlullah, Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladığı halde neden ağlıyorsun?’ dedim. Şöyle cevap verdi: ‘Şükreden bir kul olmayayım mı?’

Şükür nimetin Allah’tan geldiğini bilmek, O’nun nimetine nâil olduğumuz için sevinmek, Allah Teâlâ’nın istediği ve sevdiği şeyi yapmaya çalışmakla olur. Allah’ın nimetlerine şükretmek, öncelikli olarak Allah’ın nimetlerinin bizim üzerimizde olduğunu bilmemizle olur. İkinci olarak, nimet verdiği için sevinmekle olur. Üçüncü olarak ise Allah’ın verdiği nimetlere şükretmek O’nun istediklerini yapmakla olur. Bu yüzden Şiblî şöyle demiştir: “Şükür nimeti değil, nimet vereni görmektir.” Bu aynı zamanda tevhid bilgisidir, nimeti başkasından bilmek ise bir tür şirktir. Şükrün hâl düzeyinde nimeti ve nimete kavuşmayı önemsemeyip bizzat nimet sahibinden dolayı sevinmek gerekir. Bu durumda şükrün amacı, nimetin kendisi değil onu veren olduğundan kul elindeki varlığı, Allah’ın rızâsı uğruna ve O’nun istediği şekilde harcar. Bu hâlin işareti, dünyanın sırf âhiretin tarlası olduğu için sevilmesidir.

Amel yönünden şükrün kalp, dil ve organlarla ilgisi vardır. Kalbin şükrü bütün yaratılmışlar için iyilik düşünmek, dilin şükrü Allah’a minnettarlığını ifade etmek, organların şükrü Allah’ın verdiği nimetleri O’na itaat sayılacak şekilde kullanmaktır. Kuşeyrî’nin de açıkladığı gibi, gözün şükrü başkalarında görülen kusuru örtmekle, kulağın şükrü duyulan kusurları ifşâ etmemekle olur.

Sonuç olarak insan hayatta maddî ve mânevî birçok sıkıntı ile karşılaşır.Yapan ve yaptıran Allah olduğuna göre, bize düşen tefekkür etmektir. Her hâdisenin hikmetini kavrayabilmek için düşünmek gerekir. İnsanların her an şükür hâlinde olmaları gerekmektedir.

Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Yüce Allah’a bütün uzuvlarımız ve hislerimizle şükretmek, Allah’ın bizden râzı olduğu şekilde yaşamaya çalışmak gerekir.

İnsan kendine has bütün özelliklerinin, Allah tarafından kendisine ihsan edilmiş nimetler olduğunu idrak etmeli ve bu idrak ile zevk içinde yaşamalıdır. Şükreden insanın faydası kendinedir.

Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “eş-Şekûr”, kendisinin rızâsı için amel edenlerin çabasını zâyi etmeyen, bilakis kat kat karşılığını veren demektir. Allah, kullarını şükür etmelerinden dolayı mükâfatlandırır. Bize düşen verilen nimetleri edep dâhilinde kullanmak, verilmeyenlerden dolayı sabır göstermek, nimetleri kullanırken sahibini unutmamak, râzı olmaktır.

 

KAYNAKÇA

Ayverdi, Sâmiha; Erol Safiye; Araz Nezihe; Huri Sofi,  Kenan Rifâi ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık, İstanbul: Hülbe Basım ve Yayın A.Ş. 1983.

Çağrıcı, Mustafa, TDV İslâm Ansiklopedisi, Şükür, cilt 39.

El-Hakim, Suad, Yirmi Birinci Yüzyılda İhyâü Ulumi’d-Dîn,İmam Gazzâlî, İstanbul: Nefes Yayınları, 2015.

Özköse, Kadir, Tasavvuf  El Kitabı, Ankara:  Grafiker Yayınları, 2015.

Sargut, Cemâlnur, Mülk Sûresi “Tebâreke”,  İstanbul: Nefes Yayınları, 2014.

Uludağ, Süleyman, TDV İslâm Ansiklopedisi, Edep, cilt.10.

 

Güldemet Gültekin’in 1. Uluslararası Tasavvuf Araştırmaları Lisansüstü Öğrenci Sempozyumu’nda sunduğu bildirisinin özet versiyonudur. 

The following two tabs change content below.

Nefes Arşiv

Nefes Akademi; tasavvufî bilginin güvenilir kaynağı...
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın