Rahmetine Sığınmak

Ramazan ayının ayrı bir büyüsü ve güzelliği var. Allah’ın rahmetinin üzerimize yağdığı bir ay, ramazan ayı. Onbir ayın sultanı, kısacık bir süre bile olsa Allah’ın ihtiyaçsızlık sıfatına bürünmemize sebep oluyor.

 

Ben onbir ay boyunca açlığa hiç dayanamayıp, iki saatte bir bir şeyler atıştırırım. Ramazanda 16 saatten fazla yemek yemeden nasıl durduğumu önceleri anlamıyordum. Çok şükür ki Allah istediği ve izin verdiği için oruç tutabiliyorum. Aslında tutabiliyorum kelimesi çok abes. Allah’ın sonsuz rahmet ve tenezzülü sayesinde saatlerce aç durabiliyoruz.

 

Her şeyin başında boynu bükük bir şekilde edilen niyetin olduğunu düşünüyorum. Niyet edip başlıyoruz oruca, Allah’a doğru bir adım atıyoruz. O da kulunu boş göndermez, bir adım atana koşarak gelir ve yetişir. Onun içindir ki ben oruç tutuyorum demek çok büyük bir edepsizlik gibi geliyor bana. Allah’ın lutfu ile olan bir hâdise şeksiz şüphesiz.

 

Oruç tutmanın sadece aç kalmak olduğunu zannediyordum önceleri. Etrafıma sorardım, niye oruç tutuyoruz, diye. Hocam Cemâlnur Sargut ile tanışana kadar hiç tatmin edici bir cevap alamamıştım. Aldığım cevaplar, beylik laflar, korkutucu ifadeler vs. şeklindeydi. Benim gibi âsî meşrepli birini soğutup kaçırtmaktan başka bir işe yaramamıştı. Gerçek cevabı alamamıştım ve bir süre sonra vazgeçmiştim sorularıma cevap aramaktan. Herkes başka türlü biliyormuş Allah’ı. Kiminin Allah’ı korkutucu, kimininki cezalandırıcı, kimininki ise seven ve affeden… Ben Allah’ı son bahsettiğim gibi bilen birini hiç tanımamıştım hocamla tanışana kadar. Benim karşımda hep kızan ve cezalandıran bir Allah olduğunu zannediyordum. Sorularımın cevaplarını bulamayınca ben de kızmıştım ve hattâ küsmüştüm. Hâşâ, ben kim oluyordum da Allah’a küsüyordum, edepsizlik diz boyu…

 

Yakınlarımın söylediğine göre Allah’ın istediklerini yaparsam, -oruç namaz vs. gibi- o zaman beni sever ve beni ödül olarak cennete alırdı. İslâmiyet sadece İslâm’ın beş şartından ibâretmiş gibi anlatılıyordu. Teslim olmak, yalan söylememek, kırmamak, kırılmamak, yani İslâm’ın iç mânâsı yoktu. Ne zaman ki seven, affeden, hatâ yapınca uyaran, cezâyı adam olman için veren ve hep koruyan bir Allah olduğunu öğrendim, işte benim o âsî meşrebim durdu ve Allah’ın rahmetine sığındı. Ve bundan sonra ibadette zevk haline gelmeye başladı. Bütün edepsiz hal ve  hareketlerimden Allah’ın rahmetine  ve affediciliğine sığınırım.

 

Şimdilerde ramazan ve ramazan bayramı benim için en kutsal zamanlar. Oruç tutmaktan zevk aldığım, âdetâ Allah’ın samet sıfatını bir gıdım bile olsa tatmaktan memnun olduğum bir hâl aldı. Benim için hiçbir şey ifade etmezken sâkinleştiren ve meşreben yumuşatan bir ay bu ay. Allah’ın kendisine biraz daha yanaşmamı nasip etmesi ve affına sığınarak rahmetiyle kusurlarımı affetmesi niyâzıyla…

 

The following two tabs change content below.

Banu Büyükcıngıl

Kendimi tanımak sevdasıyla yola çıktım. Sonra bu yolculukta parça parça olduğumu hissettim. Aramak, önce kendimi parçalara ayırmak mı demekti bilmiyordum. Sanki karanlıkta bir balçık çamurunun içinde yol almaya çalışıyor ve üşüyordum. Bir zaman sonra karşımda bir ışık gördüm, gayrı ihtiyari ışığa doğru yürüdüm. Işığın içinden geçerek cennet tasvirlerine benzeyen bir bahçenin içine aktığımı hissettim. Bu bahçenin içinden de cennette olduğu gibi dört nehir akıyordu; bal nehri, şarap nehri, süt nehri ve su nehri. Bu cennet bahçesi İnsan-ı Kamil'di. Onu farkettiğim günden beri, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi Her Nefes Dergisi'nde paylaşmaya çalışıyorum.

Son Yazıları: Banu Büyükcıngıl (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın