Ramazan Nerede?

Oğlum Kenan kucağımda, balkonda bekliyorduk. Vakit akşam olmak üzereydi. Ezan neredeyse okunacaktı.

  • Birazdan Ramazan gelecek Kenan, dikkat et tamam mı?

Biz dikkatle beklerken, trafiğin gürültüsünün arkasından segâh makamında nağmelerle süzülüverdi akşam ezanı. Hafif pembeleşmiş gökyüzünü tatlı tatlı doldurdu. İşte yine o gelmişti, yine ona kavuşabilmiştik çok şükür!

  • Koş Kenan, annene haber ver, Ramazan geldi!
  • Baba nerdee? Baba Ramazan nerdee? Baba nerdee?
  • Oğlum duymuyor musun? Ezan okunuyor; Ramazan geldi!
  • Baba nerdee? Baba Ramazan nerdee?
  • Haydi koş, annene haber ver. “Ramazan geldi anne” de!
  • Anne Ramazan geldi! Baba nerdee? Baba Ramazan nerdee?

Ben hem gülümsüyor hem de düşünüyordum: Sâhi, Ramazan nerede? Henüz üç yaşına gelmemiş bir çocuğa anlatmak zordu belki ama balkonda otururken Ramazân-ı Şerif’in nasıl tezâhür ettiğini düşünmeye başladım.

Önce sadece İhlâs-ı Şerif’te nüzûl buyurulmuş olan Samed ismine boyanabilmek için en büyük fırsatımız olan oruç… Keşke tüm gün aç ve susuz kalmayla başarılabilse. Fakat çok zor. Kızmak yok, kötü söz yok, dedikodu yok, kalp kırmak yok, yalan, iftira hiç yok!

Sonrasında bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun ne derece önemli olduğunu hatırlatan, ihtiyaçlarımızla Allah’a dönüşümüzün en açık tecellîlerinden iftar vakti. Hz. Mûsâ’ya dahi bahşedilmemiş Cemâl’i görme nîmetine dünya gözüyle erebileceğimiz belki de tek an… Ve o ânın yaşandığı sofra: Büyükler, küçükler, akrabalar, dostlar… Hep birlikte edilen duâlar… Kendininkinden ziyâde komşusunun, ihtiyaç sahibinin açlığını, susuzluğunu dindirmeye çalışan müslümanlar… Tüm gün aç kaldıktan sonra aslında yine bir tas çorba, bir kap yemekle karnın doyduğunu hatırlayan, yemenin içmenin ötesine bakmayı öğrenen insanlar…

Şu fırtınalı dünyada güvenle tutunabileceğimiz Allah’ın ipi Kur’ân! Bu ayda inmiş yedi kat semâdan gönüllerin efendisine… Şimdi de bizlerin gönüllerine işlemesi için bir fırsat! Câmilerde, evlerde okunup binlerce kez hatmedilecek. Kocaman yeryüzünde her an bir âyeti okunuyor olacak. Fâtiha kilitli kalplerimizi açacak tekrar. Kıssaların en güzeli Yusuf Sûresi okunacak milyonlarca kez. Yâ sin’le Peygamberimiz belki milyarlarca kez idrâk edilecek. İnşirah’la göğüslerimiz açılacak, tertemiz kar sularıyla yıkanacak kalplerimiz Nur Sûresi’ni okurken, Fetih Sûresi fethedecek bizleri tekrar tekrar. İslâm’ı, teslim olmayı öğreneceğiz Bakara ile… Ayetü’l Kürsî, Felâk ve Nâs muhâfızı olacak tüm sevdiklerimizin. Yüzlerce lisan konuşan insanlar, bu ay Allah’ın lisânını öğrenmeye gayret edecekler. Bu lisan dille değil, kalple konuşuluyor, lâkin telâffuzu çok zor Kenan!

Ramazân-ı Şerif âdetâ bayramın ta kendisi. Fakat kurban olduğum Allah bir de bayram bahşetmiş bizlere. O bayramdan önceki geceyi, Arefe gecesini de O vermiş bizlere. Bu muazzam ayı Efendimiz’in bize yakıştıracağı şekilde idrâk edip bayramının arefesinde “ârif” olmak nasip olur mu fakirlere?

Şüphesiz, Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

 

The following two tabs change content below.

Hüseyin Gökhan

1976'da İstanbul'da doğmuşum. Kimya mühendisliğinden mezun olduktan sonra doktora öğrenimimi görmek üzere Amerika'ya gittim. Tasavvufla ilk tanışmam, New York'ta yaşayan hocam Ferihe Cerrahi Hanımefendi sayesinde oldu. Türkiye'ye döndükten sonra kendileri beni Cemalnur Sargut Hanımefendi'ye teslim ettiler. Bu değerli hanımefendilerin öğrencisi olabilmeyi hayatımdaki en büyük kazanç olarak görüyorum. İslam'ı doğru anlamanın yolunun Hz. Muhammed'i tanımaya çalışmak olduğunu, bunun için de bir mürşidin sohbetinde olmanın gerektiğini düşünüyorum. Talebe olmaktan aldığım zevki Her Nefes dergisinde yazdığım yazılarımla paylaşmaya gayret ediyorum.

Son Yazıları: Hüseyin Gökhan (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın