Muhammedun Resûlullah

2015 “Dost” İslâm’a Hizmet Ödülleri Gecesi’nde René Guénon’un oğlu Abdülvâhid Yahya Beyefendi’nin tercümanlığını yapma şerefi fakire nasib oldu. Bir derviş evinde yetişmiş olduğu belli, vakur, nazik, zaman zaman azametli fakat hep yüzü gülen bir insan. Ödül töreninde sahneye çıkana kadar kuliste bolca sohbet etme fırsatımız oldu.

Kendisi babasını görememiş. Annesi, babasının ölüm döşeğinde kendisini çok özleyeceğini söyleyince, René Guénon doğacak çocuğa kendi isminin verilmesini vasiyet etmiş ve onunla avunmasını salık vermiş. Vefatından sonra dahi dünyanın dört bir yanından müfekkirleri etkilemeye devam eden bu büyük insanın, oğluyla avunulması konusunda da haklı çıkmış olduğunu gördüm nâçizâne. Edebi, tavırları ve babasının hâtırasına lâyık yaşantısının yanında, yaptığı konuşmayla da babasının mâneviyatını ödül törenine taşımada üzerine düşeni eksiksiz yerine getirdi.

Ödül takdiminden önce, konunun uzmanları René Guénon’un neden bu kadar önemli olduğunu tafsilâtlı şekilde anlattılar. Abdülvâhid Yahya Beyefendi de bu anlatılanların üzerine bir şey eklemek hususunda aczini belirterek konuşmasına başladı. Fakat yine de hayatı hakkında birkaç söz söylemek istediğini söyledi.

Bahsettiği birkaç şey, tüm gecenin özetini, ruhunu ve merhum babasının ve o yolda gidenlerin neden tekrar tekrar anılması gerektiğini çok açık şekilde ortaya koydu. Kısaca hayatının üç dönemi olduğunu anlattı:

“Lâ ilâhe / illallah / Muhammedun Resûlullah.”: “Sahte ilahların reddi / Vahdetin tasdîki / Kur’an’ı hayata geçirmek, böylece Allah’a ulaşmak.”

René Guénon ve kemal yolunda yürüyen diğer mübâreklerin tümünün hayatı, bu üç düstur üzerine kuruludur desek, ne eksik ne de fazla söylemiş oluruz. Fakat avamla aralarındaki en büyük fark, üçüncü unsurda ortaya çıkıyor. Hz. Peygamber’i kendisine rehber edinip onun ahlâkı ile ahlâklanamayan kimse, ilk iki unsurda da eksik bir taklit ehli olmaktan ileri gidemiyor.

Cemâlnur Hocam’ın yıllardır üzerine nefes tükettiği konu da bu: Peygamber, Peygamber ve yine Hz. Peygamber!

Bu üçüncü adımdaki eksiklik İslâm’a yabancı olanların algılarını kapattığı gibi, biz müslümanlarda da büyük kusurların ortaya çıkmasına sebep oluyor. İslâm’ı bilmeyenler çoğu zaman ya dünyada müslüman olduğunu iddia eden topluluklara bakarak ya da çok az anlayabildikleri Kur’an’dan âyetler seçerek İslâm hakkında hüküm vermeye çalışıyorlar. Böyle bir çaba maalesef çoğu insanı bilmedikleri bir zenginliğin dışında kalmaya itiyor. Hz. Peygamber’in hanımlara saygı ve ihtirâmından bîhaber kimseler, İslâm’ın kadın hak ve hukûku konusunda sorunları olduğu sonucuna varabiliyor. Ya da Hz. Peygamber’in en büyük tavsiyesinin ilim tahsil etmek olduğunu anlayamayanlar, son yüzyılda müslüman devletlerin yaptığı teknolojik gelişmelere bakarak İslam’ın ilmî terakkî noktasında gerici, bağnaz bir sistem olduğu görüşüne varıyor.

Buna benzer şekilde kendi dininin peygamberini anlamakta âciz kalan biz müslümanlar da, “hak” dine en büyük zararı vermiş oluyoruz. İslâm adına mâsum insanlara kıyanlardan ya da hâlâ araç kullanmanın haram olup olmadığını tartışanlardan da bahsetmiyorum. Günlük hayatımız dâiresinde bizlere bakıldığında, Peygamber evlâdı olduğumuz âşikâr olmuyorsa, elîm bir hatâ içinde olduğumuz maalesef açıktır diye düşünüyorum.

O Allah’ın sevgilisinin birisinin konuşmasını dinlerken iki omuzunu o kişiye çevirip dikkatle dinlemesini, baktığı koyunlarını dahî tek tek isimlendirerek ayrı ayrı sevmesini, misafirlik adabını, çocuklara olan derin saygı ve sevgisini, giyimindeki tevâzuyu temizlik ve estetikle birleştirebilmesini, her an bir hizmetle meşgul olmasını ve daha nice güzel huyundan birkaçını kendi hayatımızın bir parçasına yansıtabilsek, aklı olan her kulun bugün biz müslümanlara bakarak gözyaşlarıyla “Lâ ilâhe illallah!” dediğine şahit olurduk.

René Guénon’un bir filozoftan farkı, düşündüklerini hayatına nakşedebilmiş olması. İşte bu özelliği sayesinde de binlerce insanın İslâm’la müşerref olmasına vesile olabilmiştir. Abdülvâhid Yahya Beyefendi hâlâ babası sayesinde İslâm’ı kucaklayan yüzlerce insanın hikâyesine şâhit olduğunu söylüyor. Bu güzel insanın hayatının özünü çok veciz, bir o kadar da derin bir mânâda bizlere aktardığı için kendisine şükranlarımı sunuyorum.

The following two tabs change content below.

Hüseyin Gökhan

1976'da İstanbul'da doğmuşum. Kimya mühendisliğinden mezun olduktan sonra doktora öğrenimimi görmek üzere Amerika'ya gittim. Tasavvufla ilk tanışmam, New York'ta yaşayan hocam Ferihe Cerrahi Hanımefendi sayesinde oldu. Türkiye'ye döndükten sonra kendileri beni Cemalnur Sargut Hanımefendi'ye teslim ettiler. Bu değerli hanımefendilerin öğrencisi olabilmeyi hayatımdaki en büyük kazanç olarak görüyorum. İslam'ı doğru anlamanın yolunun Hz. Muhammed'i tanımaya çalışmak olduğunu, bunun için de bir mürşidin sohbetinde olmanın gerektiğini düşünüyorum. Talebe olmaktan aldığım zevki Her Nefes dergisinde yazdığım yazılarımla paylaşmaya gayret ediyorum.

Son Yazıları: Hüseyin Gökhan (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın