Girdi yapan Yeşim

TASAVVUFTA VAKİT KAVRAMI

Hepimizin hükmüne tâbi olduğumuz, bazen yetişemediğimiz, bazen geçmek bilmeyen, bazen ise su gibi akan zaman, hepimizin hayatında çok tanıdık bir kavramdır. Her şeyin hakikatini anlamaya çalışan mutasavvıflar zamanı da günlük hayattaki algımızdan farklı şekilde yorumlanmışlardır. Kur’ân-ı Kerim’de zaman kelimesi lâfzî olarak geçmemektedir. Ancak zaman ile ilgili olarak “asr”, “yevm”, “dehr”, “hin”, “sermed” gibi farklı ifadeler […]

Sırat Üstünde Şükür

Sırat üzerine olmak, dinimizin en önemli unsurlarındandır. Sırat üzerinde dosdoğru yolda olmak ise ince bir iştir, ustalık gerektirir, sebat gerektirir, iman gerektirir. Sırat üzere olmak dengeyi gerektirir, zor durumlarda feraset ile karar vermeyi, sükûneti gerektirir. Bu denge nasıl sağlanır acaba diye kendi kendime düşünürken bir tahterevalli geldi gözümün önüne. Bir ucunda şükür, diğer ucunda gayret […]

Kurbiyetten Nasibimiz

Kurb kelimesinin sözlük anlamı “yakın”dır. “Biz ona şah damarından daha yakınız” (Kâf Sûresi – 50/16) âyeti gereğince aslında tüm insanlar yakınlığa mazhardır. Ancak pek çok insan bu hakikati idrak etmekten uzak olup çeşitli perdelerin arkasında yaşadıkları için bu yakınlığı hissedemezler. Ancak gaflet perdelerini yırtıp “her nereye dönerseniz dönün Allah’ın vechi oradadır” (Bakara Sûresi, 2/115) âyet-i […]

Japonya’yı Gördüm

Mart ayında Kyoto Üniversitesi’nde bir tasavvuf araştırmaları merkezi kuruldu. İmza törenine katılma ve bu muhteşem olaya şâhitlik etme şansım oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir başlangıcın ne kadar önemli olduğunu bu yazıda anlatmak niyetinde değilim. Tezahürü pek çok yeniliğe önayak olacak böyle bir girişimin etkilerini ancak yıllar içinde idrak edebileceğimiz inancındayım. Şu andaki hislerimizin umut […]

Kâbe’de Bir Öğle Namazı

Çiçek desenli halının üzerinde oturuyorum. Çevremde arkadaşlarım, biraz uzakta tanımadığım insanlar; farklı dilde, farklı renkte, farklı kıyafetlerde… Çocuk sesleri yükseliyor zaman zaman. Koşan çocuklar, ağlayan bebekler… Konuşmalar, gülüşmeler, duâ edenler, edeplice uzanmış dinlenenler. İnsanları seyrediyorum; çevremdeki havayı ciğerlerime çekiyorum. Huzur tüm bedenimde, ruhumda. Bekliyorum. Kısa bir süre sonra okunacak öğlen ezanını bekliyorum. Sükûnetle… Müezzinin sesi […]

Hz. Mevlânâ ve Şems

Hz. Mevlânâ, devrinin önde gelen, belki de aristokrat olarak tanımlanabilecek, hem varlıklı hem de eğitimli ailelerinden birinde yetişmişti. Devrinin ve şehrinin önde gelen isimlerindendi. Böyle iken kimi kimsesi olmayan, üstü başı pek makbul görünmeyen, dahası çevresinde pek de sevilmeyen Şems ile karşılaştığında neden bu kadar etkilenmişti? Neden o güne kadar olan çevresinden uzaklaşıp insanların öfkesini […]

Ömür Boyu Öğrenmek

Beş buçuk yaşında okulun kapısına doğru yaklaşırken, annem elimden tutuyordu. Annemin her zaman güvendiğim, sıcak, yumuşacık eli… Okula yaklaştığımız sırada annem durdu ve bana dönerek “bu okulun kapısından geçtikten sonra ben artık senin annen değilim, öğretmeninim. Bana anne değil, öğretmenim demen gerekiyor. Bu okulun kapısından çıktıktan sonra ise annenim. Bunu hiç unutma ve ona göre […]

Değişim Mevsimi

Yaz güzeldir, herkesin kendi dünyasına çekildiği, okulların tatil olup yazlıkların hayat bulduğu dönemdir. İstanbul sakinleşir, herkes biraz yavaşlar. Kahvaltılar uzar, kaçamaklar artar, öğle uykuları, havuz sefaları başlar. Herkes bir yerdedir, arkadaşları görmek zorlaşır. Topluca yapılan aktiviteler azalır. Yaz herkes için biraz tembellik dönemidir. Oysa sonbahar yaklaşırken herkes yavaş yavaş şehre döner, okulların açılmasıyla alışveriş alanları […]

Umre Benim İçin Hasret Demektir

Umre herkesin olduğu gibi kabul edildiği yerdir: kimseye “kimsin, kimlerdensin?” diye soru sorulmadığı, millet, eğitim, gelir düzeyi ya da aklınıza gelen diğer sosyal farklılıkların yok olduğu, herkesin bir merkezde, tek bir şeye odaklanarak kendini bulduğu ya da aslına en yaklaştığı ibâdettir. Kâbe’yi tavaf ederken ya da Ravza’da ziyaret saatini beklerken kimsenin kimseden farkı yoktur; herkes […]

Öyle Bir Rahmet ki…

Allah bana rahmet eylemiş… Öyle bir rahmet ki, bir kum tanesi gibi havada uçuşurken almış beni rahmet kapısının önüne getirmiş. Sonra bakmış ki ben kapıya bakıyorum, anlamadan, idrak etmeden, sırtımdan hafifçe itmiş içeri gireyim diye… Ben itildiğim yerde nerede olduğumu anlamaya çalışırken, beni kuvvetlice sarsmış. Öyle bir sarsma ki kendime dâir, hayata dâir, gayrete dâir, […]