Perdeler

Seyyid, Şehid Ebu’l Hasan Harakânî der ki, “Dünyâ, peşinden koştuğun sürece senin pâdişâhındır. Ondan yüz çevirince, sen ona sultân olursun.” Cemâlnur Hocamız da, “Hürriyet, Allah’a kul olmakla mümkündür” der. Bu esâretten, emîrliğe geçiş acaba nasıl mümkün olabilir? Emîr olmayı istemek, sultânı olayım diye dünyâdan yüz çevirmek, gerçekten yüz çevirmek midir? Yoksa bu istek de bir perde midir? Bunu istemenin doğru şekli nedir?
Hz. Ali’nin  “Allah’ımı isteklerimin olmamasıyla bildim” sözünden çok etkilenmiştim. Hayatımda istediğim şeylerin bir türlü olmamasıyla Allah’a daha çok sığınıp yaklaştığım için, “isteklerimin olmaması” sözünü kendime göre yorumlamış ve aslında hiç anlamadığımı sonradan fark etmiştim. Meğer hazretler aslında istememe hâlini vurgulamışlar. Hiçbir isteğinin kalmayışı, Allah’tan başka her şeyden yüz çeviriş, “Dileğim o ki, senden başka bir dileğim kalmasın” hâli… İşte diri insan, sultân olan insan bu hâle sâhip gerçek insan. Ama “diri olayım” isteğiyle bu hâle gelinemediği de mâlûm. Bu yolda her istek, bir perde olarak karşımıza çıkıyor.
Şeyh (Harakânî Hz.) dedi: “Allah (c.c.) kalbime seslendi: – “Kulum, sana ne lâzımdır? İste.”Dedim: “Allah’ım senin varlığın yetmez mi ki, başka (şey) isteyeyim.”
Cemâlnur Hocam’ın, benim durumumdakiler için, “Hiç isteksiz olmak da donukluk olur. İsteyelim ama isteklere takılmayalım” dediğini duymuştum. Çünkü maddî veya mânevî isteklere takılınca, onların perdesinin ardında esir kalıyor ve o derecede ölü yaşıyoruz. İşte bu esâret bizi Allah’a kul olmaktan alıkoyan şeyin ta kendisi, ölümün ta kendisi.

Ebu’l Hasan şöyle duâ etmişti: “Allah’ım, gariplerin benim tekkemde ölmelerine müsaade etme. Zirâ Ebu’l Hasan’ın tekkesinde bir garip öldü, derlerse, ben o garibin ölümüne tahammül edecek güce sahip değilim.”
***
Sordular: “Garip kimdir?”
Dedi: “Vücûdu bu dünyâda gurbette olan kimse garip sayılmaz: Aksine garip, gönlü teninde garip olan ve başı gönlünde garip olan kimsedir.” Ona; “(Garipliği) sevenlerin alâmeti nedir?” diye sordular. Dedi: “Dünya sevgisini içten reddetmektir.”

Ulu Harakânî’nin bu sözlerini ve “Bütün halkın yerine ben ölseydim de, halkın ölümü tatması gerekmeseydi…” sözünü düşündüğümde Hazret’in, “bütün yaratılmışların üstüne titreyerek, hepsinin benlik putlarının kırılmasının sıkıntısını ben çekseydim de onların senden yana acı ayrılığı tatmaları gerekmeseydi, dediğini zannederim. Sanki “Esâretlerinden kurtulsalar, benlikleri, varlık putları kırılıp yok olsa… Gariplerin, dervişlerin burada fâniliğin şerbetine kanıp gitmelerine gönlüm elvermiyor. Yaşayan ölülükten uyansalar, dirilseler, sana kavuşsalar…” dediğini zannederim. Peki, ama nasıl kurtulabiliriz bu esâret perdelerinden?

Hz. Harakânî “Yol ikidir: Biri hidâyet, öbürü dalâlet, sapıklık yoludur. Kuldan Allah’a  giden yol dalâlet yoludur. Allah’tan kula gelen yol ise hidâyet yoludur. Şimdi her kim hidâyete erdim derse, o, hidâyete ermemiştir. Her kim beni hidâyete erdirdiler derse, o, hidâyete ermiştir.” buyurur. O zaman, “Ben Allah’ı öğreneyim, ben yapayım, ben nefsimi terbiye edeyim,  bu esâretten kurtulayım, ben niye adam olamıyorum” demek de bir iddia ve bir istek belirttiği için yine dalâlete giriyor. Biz ne yapabiliriz sorusuna cevap arıyorum. Gözümün değdiği ilk kitaba elimi uzatıyorum. Sâmiha Anne şöyle diyor:

“Îmanı uğrunda yaşamayı da ölmeyi de bilen kimse, hayâtın mânâsını bulmuş olur. İşte insan, uğrunda yaşamayı da ölmeyi de göze alması gereken bir hakîkate muhtaç olduğunu idrak etti mi, derûnî zaaflarından çözülüp selâmete erişmiş demektir.”

 

Sanırım ortada tek bir şey var: Bizde hiçbir kuvvet olmadığını kabul edip, muhtaçlığı idrâk etmek… Duâ ederken, sırf Allah bize “duâ et” diye emrettiği için duâ etmek, “Kulum, eksiğim, âcizim” diye niyâz etmek ve gerisini O’na bırakmaktan başka çâre var mı? Muhtaçlığı idrâk etmeyi hâlimize taşıdığımızda, o yokluk hâlinde Allah’a yaklaşıyoruz. Harakânî Hazretleri’nin buyurduğu gibi “Kendimi bulamadığım yerde, sevgilimi buldum” hâli belki de böyle bir hâldir. Allah’ım kendimizde bir varlık görmekten bizleri korusun, âmin…

 

 

 

 

The following two tabs change content below.

Elif Hilal Doğan

1987'nin Temmuz'unda, Elazığ’da dünyaya geldim. Çocukluğum babamın görevi nedeniyle farklı yerlerde geçti. Halkla İlişkiler ve İşletme eğitimi görürken 2007’de e-ticaret sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bununla birlikte çeşitli kuruluşların iletişim faaliyetlerini yürüttüm. Şu anda kitap editörlüğü ve yazar danışmanlığı yaparken, eğitimime Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisansı ile devam etmekteyim...

Son Yazıları: Elif Hilal Doğan (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın