Elele

Benim iki tane annem var. Biri beni doğuran ve büyüten canım annem. Diğeri ise beş yıldır elimden tutup beni cehennemden cennete çeken sultânım efendim Cemâlnur Annem.

 

Annemin, her anne gibi, üzerimde emeği çoktur, ancak benim için en zor sınavlardan biri annemle olan sınavımdı. (Gerçi bu sınavın bittiğini düşünmüyorum. Yalnızca bu aralar şiddeti azaldı, çok şükür.) Ben son yıllara kadar annemle hiç  anlaşamazdım. Sürekli bir çatışma içinde, iki geçimsiz kız kardeş gibi bir ilişkimiz vardı. Annemi hoşgörmeyi, onun güzelliklerini  farketmeyi  sultanım sayesinde öğrendim. Hocam, anneme olan bakış açımı değiştirdi. Annemi anne olarak sevmeyi  öğrendim.

 

Cemâlnur  Annemin sesini ilk duyduğumdan beri O’na yavaş yavaş çekildiğimin farkındaydım. Öyle ki, sanki bildiğim, tanıdık  birine sokulur gibi  sokuldum eteğine. Bazen çocuklar annesinin eteğinin altına saklanır ve oradan bakar etrafa. Ben de, küçücük bir kız çocuğu olarak sokuldum eteğinin altına; oradan  çevreye baktım, O’nu dinledim. Tâ ki kendimi güvende hissedene kadar orada kaldım. Kâbe’nin örtüsünün altında olmak gibi birşeydi benim için. Benim gibi küçük, hırçın ve güvensiz bir çocuk için bulunmaz bir yerdi. Güvenli, tanıdık ve huzurlu mekânımda çok mutluydum. Sıkı sıkı  yapışmıştım eteğine ve çıkmaya hiç de niyetim yoktu açıkçası. Ne  var ki annem yavaş yavaş dışarı çağırdı beni. Ne zaman kendimi kötü hissetsem eteğine yapışabileceğimi bildiğim için sürüne sürüne çıktım dışarıya. Baktım, azıcık da büyümüşüm sanki. Ama yine de elimi bırakmasan, hep elele yürüsek beraber der gibi gözlerine  baktım. Elimi tuttu. “Hadi bakalım, yola devam” der gibi önümüzde uzanan yol boyunca yürümeye başladık. Diğer yanımda da annem vardı. O da katılmıştı bizim yürüyüşümüze. Biz hâlâ yürüyoruz beraber. Arada bir durup iki adım geri gitsek de, arkamıza baksak da, Cemâlnur Annem zarifçe elimizi tutup yola tekrar sokuyor bizi. Tatlı tatlı, hep severek anlatıyor. O anlattıkça taşıyor, bizim taş olmuş yüreklerimizi bir nebze aşkıyla ısıtıyor. O bıkmıyor ve yorulmuyor ve en önemlisi vazgeçmiyor. Biz ne kadar kusurlu, baştan aşağıya hatâ olsak da her zaman yanımızda. Allah ellerimizi ve yolumuzu ayırmasın inşaallah.

 

Âmin.

The following two tabs change content below.

Banu Büyükcıngıl

Kendimi tanımak sevdasıyla yola çıktım. Sonra bu yolculukta parça parça olduğumu hissettim. Aramak, önce kendimi parçalara ayırmak mı demekti bilmiyordum. Sanki karanlıkta bir balçık çamurunun içinde yol almaya çalışıyor ve üşüyordum. Bir zaman sonra karşımda bir ışık gördüm, gayrı ihtiyari ışığa doğru yürüdüm. Işığın içinden geçerek cennet tasvirlerine benzeyen bir bahçenin içine aktığımı hissettim. Bu bahçenin içinden de cennette olduğu gibi dört nehir akıyordu; bal nehri, şarap nehri, süt nehri ve su nehri. Bu cennet bahçesi İnsan-ı Kamil'di. Onu farkettiğim günden beri, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi Her Nefes Dergisi'nde paylaşmaya çalışıyorum.

Son Yazıları: Banu Büyükcıngıl (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın