Aşkın İlmi

Her büyük sultanın öne çıkan bir özelliği vardır. Hz. Mevlânâ aşk sultanıdır. Bu bizim anladığımız gibi bir kişiye duyulan aşk değil, ilâhî aşktır.

Mevlânâ, Şems gelmeden önce Allah’ı ilimle bilen bir din adamıydı. Şems onun bütün putlarını kırıp onu bir aşk sultanı haline getirdi. Hz. Şems, Mevlânâ’nın mürşididir. Şems olmasaydı Mevlânâ bugün de bilinen bir âlim olabilirdi. Ne var ki yüzyıllar öncesinden bize seslenen bir aşk sultanı olamazdı. Bunun içindir ki Mevlânâ hocasına çok hürmet ederdi. Hz. Mevlânâ mürşidine olan aşkını Mesnevî’deki hikâyelerinde bazen sembollerle (örneğin doktor veya güneş gibi), bazen de açıkça Şems’den bahsederek göstermiştir. Şems de Makâlât adlı kitabında Hz. Mevlânâ’nın kendisini altı yaşında bir çocuk gibi dinlediğini anlatmıştır. Sultanlar sultanı Allah’ı önce Şems-i Tebrizî’de görmüş ve sonra da her yerde Allah’ı seyretme zevkine mazhar olmuştur. Bu aşk ve güzellik, içinden taşmış ve her zerresi “lâ ilâhe illallah” diyen bir sultan olmuştur.

Hz. Mevlânâ yazdığı eserleri şuurla yazmadığını, ney olmuş gönlünden akıttığını söyler. Nedir ney olmak? Hz. Mevlânâ bunu Mesnevî’nin birinci  cildindeki 18 beyitte anlatır. Neyi sazlıktan koparırlar. İçini oyarlar. Fırınlarda cayır cayır yakarlar. Sonra yedi tane delik açarlar. Artık o ney olmuştur. Ondan konuşan kendisi değildir ve sazlıktan koparıldığı halden bir eser kalmamıştır. Kendinden geçmiş, üfleyenin sesini çıkaran bir vâsıta olmuştur sadece. Bunun iç mânâsını Ken’an Rifâî Hazretleri’nin Mesnevî Şerhinden şöyle öğreniyoruz: Hz. Mevlânâ, sazlıktan, yani Allah’ın mânâsından koparılıp dünyaya gönderildiğini, içinin arzu ve isteklerden arınıp oyulduğunu, sonrasında hâdiseler ve acılar içinde cayır cayır yandığını ve son olarak nefsin yedi mertebesini simgeleyen yedi tane delik açıldığını anlatır. Artık Hz. Mevlânâ’dan konuşan Allahu Teâlâ’dır. O’nda benlik kalmamıştır. O Allah’a aşk ile gidenlerdendir. İlmi bize aşk ile anlatmıştır. Onun için de aşkın ilmidir Hz. Mevlânâ…

Yazdığı eserler 800 yıl öncesinden bizi bize anlatır, ayna tutar. Hocam Cemâlnur Sargut der ki: “Çok sevdiğiniz birini en fazla üç dört gün büyük bir hayranlıkla dinlersiniz. Fakat gönlü ney olmuş bir kâmil insanı dinlemeye doyamazsınız.” Onun içindir ki bize Hazret yüzyıllardan beri Mesnevî ile  ışık tutar, kutup yıldızı gibi yolumuzu bulmamıza yardım eder. Hikâyeler  aracılığıyla Allah aşkını gönlümüze zerk eder.

Hz. Mevlânâ aşkı ve eserleriyle hepimizi hâlen irşâd eden bir sultandır. Allah mânâsını idrak etmeyi nasip etsin.

 

Âmin.

The following two tabs change content below.

Banu Büyükcıngıl

Kendimi tanımak sevdasıyla yola çıktım. Sonra bu yolculukta parça parça olduğumu hissettim. Aramak, önce kendimi parçalara ayırmak mı demekti bilmiyordum. Sanki karanlıkta bir balçık çamurunun içinde yol almaya çalışıyor ve üşüyordum. Bir zaman sonra karşımda bir ışık gördüm, gayrı ihtiyari ışığa doğru yürüdüm. Işığın içinden geçerek cennet tasvirlerine benzeyen bir bahçenin içine aktığımı hissettim. Bu bahçenin içinden de cennette olduğu gibi dört nehir akıyordu; bal nehri, şarap nehri, süt nehri ve su nehri. Bu cennet bahçesi İnsan-ı Kamil'di. Onu farkettiğim günden beri, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi Her Nefes Dergisi'nde paylaşmaya çalışıyorum.

Son Yazıları: Banu Büyükcıngıl (Profiline git)

2 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın