Mutlu İnsanlar

Merkez Efendi Hazretleri’ne varıp, oradan Ken’an er-Rifâî Hazretleri’nin ayak ucuna koşunca kendimi târifsiz bir bahçede buluyorum. Orada kimler yok ki… Efendimin anacığı Hatîce Cenân Sultan hemen kendilerinin yanında. Semiha Cemâl Hanım ve Hayriye Hanım da hemen efendimin yanındalar. Efendimin ayakucunu ise zâhiren orada olan, olmayan tüm büyüklerimiz, ezel akrabalarımız doldurmuşlar. Yine hemen orada Sâmiha Ayverdi, Meşkûre Sargut, Nazlı Anne, İlhan Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi derken biraz ilerleyince Cemâlnur Hocamın babası Ömer Faruk Sargut, sonra derslerde hep anlattığı yeğeni Züliş!.. Ve sonra Kâzım Amca…

Oraya gidince ayrılamıyorsunuz çünkü orada huzur var. Hava buz gibi soğuksa da orada âdetâ duyulmuyor, yakıcı derecede sıcaksa da… Kaç saat geçmiş, bilmiyorsunuz. Bambaşka bir huzur, bambaşka…

Sorularım, komik sorunlarım, neyim varsa orada kaybolur. Duâ etmek isterim, ne diyeceğimi bilemem! Sadece bakarım, seyrederim, şükretmeye çalışırım. Yok, yok, yok hiçbir şey. Allah var… Orada işte bunu görürüm. Onlara her bakış Allah’ı tekrar tekrar hatırlatır. Onları târif etmek için, mâlûm, denizler mürekkep olsa… Bir o kadar da eklense… Hiçbir şekilde târife yetemiyor. Benimse varsa eğer tek bildiğim, o huzurun içindeki sessiz sözsüz mutluluk hissidir. Onlar, “Hazret-i insanlar”…. Onlar mutlu insanlar… Onlarlayken ben de onlarla olmanın mutluluğunu yaşarım. Sadece orada değil, nerede olursam olayım, mutluluğu, nasıl mutlu olunacağını onlardan görüp tanırım. Aslında zaten başka bir mutluluk yok ve zaten onlar orada yatıyor da değiller. Onlar hakikatleriyle, ezelî ve ebedî dirilikleriyle her an her yerde bizimleler. Gidip sarıldığım, öptüğüm mezar taşları değil. Ama izinin tozuna yüzümü sürmekten de kendimi alıkoymam mümkün değil…

Onların hakikatini, mânâsını bu âlemde vücut içinde görebildiğim Cemâlnur Hocam’la aynı ortamda bulunabilmişsem eline öpmeye kıyamadan, kenardan bakıp acaba gözü bana değer mi diye bakışını beklediğim çoktur. Böyle bir bakışı beklerken kendi kendime düşünmüş, düşüncemle zevke dalmıştım. Bu âlemde elini öpmeyi, gözünün bana değmesini ümit ederek neşeyle coştuğum mürşidim, zaten hakikatiyle ezel âleminde beni görmüş, bana dokunmuş, beni yanına almış ki ben burada onun sohbetinden zevk alabiliyorum, onun ilminin ışığıyla yürümeye çalışabiliyorum diye hatırlamıştım. O beni zaten daha o yüce meclisteyken yanına almış… Allah’ım, bu nasıl bir lûtuf, nasıl bir güzellik!.. Yoksa onu bulmak ya da onu sevmek bile benimle ilgili olan, bana ait olan şeyler değil. İnsanın mutlu olması için bunu hatırlaması iki cihanda ona yeter. Mutluluğun başka bir yolu yok.

İnsanın mürşidini bulması, mürşidini araması onu bir adreste bulmaya denk düşmüyor. Zaten bize Allah’ın ilmiyle, aşkıyla dokunmuş, bizi ezel âleminde bayrağı altına almış, evlâdım demiş olan mürşidi kaybeden kim? Mürşidini bulmaktan benim anladığım şey, onun varlığını, üzerimizdeki etkisini gönlünde, içinde bulmak, eserini içinde tanıyabilmek demektir. Onun aşkıyla ve ilmiyle hâllenebiliyorsam, bununla inşallah kirlerimden paslarımdan temizlenmeye çalışabiliyorsam mürşidim zaten benimle demektir. Benim putlarımı birer birer kim kırıyorsa benim mürşidim odur demektir. Tüm âlemin bana mürşit olduğunu, beni terbiye ettiğini bana öğreten benim gerçek mürşidimdir. Vücutların geçici olduğunu, bugün gri elbisesiyle doğudan gelenin yarın yeşil elbisesiyle batıdan gelebileceğini, binek atlarının üstündeki tek padişahın Allah olduğunu bana öğreten benim mürşidimdir. Hiçbir şeyden etkilenmemeyi, ne acının ne de sevincin üzerinde durmamayı, her şeyin gelip geçiciliğini, Allah’tan başkasının olmadığını, huzurun sadece Allah’ın huzurunda olmakla mümkün olduğunu bana gösteren benim mürşidimdir. Nazlı Anne, Sâmiha Anne, Meşkûre Anne… Hepsi benim mürşidimdir. Onlardan görünen Ken’ân er-Rifâî Hazretleri’dir.

Cemâlnur Hocam’ın deyişiyle, Allah bizden mutlu olmamızı ister. Onlarsa mutluluğu elde etmiş ve bize de nasıl elde edeceğimizi göstermekle vazifelendirilmiş insanlardır. Mutluluğun ancak Allah aşkıyla yaşanabileceğini, o aşkın da mürşitle anlaşılabileceğini bize hâlleriyle gösteren insanlar… Tüm istekleri bizim Allah’ın huzurunda râzı ve mutlu olarak yaşamamız olan insanlar onlar. Onlar Allah’ın mutluluk elçileri.

Onlara bakarım, mutluluktan orada bulunuşuma hayret ederim.
Onlara bakarım, Allah’ın güzelliğini seyre dalarım…

The following two tabs change content below.

Elif Hilal Doğan

1987'nin Temmuz'unda, Elazığ’da dünyaya geldim. Çocukluğum babamın görevi nedeniyle farklı yerlerde geçti. Halkla İlişkiler ve İşletme eğitimi görürken 2007’de e-ticaret sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bununla birlikte çeşitli kuruluşların iletişim faaliyetlerini yürüttüm. Şu anda kitap editörlüğü ve yazar danışmanlığı yaparken, eğitimime Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisansı ile devam etmekteyim...

Son Yazıları: Elif Hilal Doğan (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın