Sohbetler (Mart 2015)

Sâmiha Hanım:

 

–   Bir şeyi, meselâ lâ fâile illallah düstûrunu yalnız bir misâle bağlı olarak öğrenmek kifâyet etmiyor. Bir şeyi öğrenmek için onu hâl etmek icap ediyor.

 

–  “Elbette bu tâlim ettiğim, bir misalden ibârettir. Şimdi sana bir riyâziye (matematik) meselesi versem,‘Dört okka kömür beş kuruştan ne eder?’ desem, hesap eder bulursun. Fakat aynı meseleyi bir başka misâl ile söylesem, ‘Sâmiha ve Semîha çarşıya gittiler, yüz kuruştan on sekiz arşın kumaş aldılar, bunu hesap et!’ desem,‘A, ben kömürü hesap etmeyi öğrenmiştim, bunu bilmem’ diyebilir misin? Eğer kaideyi öğrenmişsen, onu bütün meselelere tatbik etmekte güçlük çekmezsin.
Bir mânâda, evliyânın kerâmetleri de böyledir. Velî bir kerâmet izhar ediyor. Sen ona saplanıp kalmamalısın. Çünkü bu Hak sevgilisi­nin kendisi baştan ayağa kerâmettir. Onun kerâmeti ile meşgul olup kalacağına, kendisini temâşâya çalış!”

 

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyatı, 2. Baskı, İstanbul 2000, s. 60)

Sâmiha Hanım:
–  Mesnevî-i Şerif de şöyle bir beyit okudum: Beytullah, Beytullah olalı Allah gidip orada oturmadı. Benim gönlüm hanesinde ise Hay’dan gayrı bir şey yoktur.
–   “Evet, Kabe bünyâd-ı Halîl-i Azerest/ Dil be-bünyâd-ı Celîl-i ekberest. Kâbe, Âzer’in oğlu Halil’in binâsıdır. Gönül ise Allah’ın halvet-hânesidir. Zâten maddiyatta olan her şeyin mâneviyatta da aynı var­dır. Her maddî varlık, mâneviyâtı işaret için vücut bulmuştur. Ve son­ra mevcûdatta her ne varsa, hepsi insanda mevcuttur. Meselâ, Mûsâ ile Firavun vak’ası nedir? Ruh ile nefis mücâdelesi değil mi? Sonra Mûsâ ile Firavun bugün de mücâdelede değil midirler? Evet mücâdele­dedirler ve bu mücâdele kıyamete kadar da devam edecektir.Âfaktaki âyetler ve eserler, insanın içinde olanları bilmek ve gös­termek içindir. Âlemde Cenâb-ı Hakk’ın ne kadar tecellî etmiş âyet veeseri varsa bunların cümlesi insanın nefsinde toplanmıştır. Ve fî enfu-siküm efelâ tübsirûn: Her şey nefsinizdedir, kendinizdedir. (Bunları) hiç de görmüyor musunuz?

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyatı, 2. Baskı, İstanbul 2000, s. 82)

 

Sâmiha Hanım:
–   Bir Mesnevî beytinin mânâsında, bu cihânın vuslatı, devlet ve izzetinin muhabbeti, öteki âlemin firâkı olur, deniyor.
–   “Ya bundan geç, ya ondan! demek.
Bir gün Harun Reşit, sarayının penceresinde oturmuş düşünüyor; bu dünyânın pâdişâhı oldum, acaba âhiret pâdişâhı da olabilir miyim, diyormuş. Bu sırada, kardeşi Behlül Dânâ da yerde yatan kalın bir di­reğin ucundan tutup kaldırıyor, sonra öbür tarafına geçip öteki ucun­dan da kaldırıyor, fakat tam ortasından tutup kaldırmak isteyince, bu­na gücü yetmiyormuş. Sarayın penceresinden manzarayı seyretmekte olan Harun Reşit, “Behlül, orada ne yapıyorsun?” diye sormuş. Hikmetli söylemeye alışmış olan Behlül de ‘Ne olacak, dünyâyı istedim oldu, âhireti istedim, o da oldu. İkisini birden yapayım, dedim, o olmuyor işte!’ diye cevap vermiş.”

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyatı, 2. Baskı, İstanbul 2000, s. 104)

The following two tabs change content below.

Ken'an Rifâî

Son Yazıları: Ken'an Rifâî (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın