Defîne

“Gazze’de yaşanan insanlık dramı devâm ediyor…” Genelde Gazze haberlerine böyle başlıyor sunucular. Aslında bundan sonra söyleyeceklerini söylemeseler, sâdece görüntüleri izlesek de yeterli. Gazze’de ve dünyânın birçok yerinde yapılan zulümler, soykırımlar, medenî devletlerin insanlıkla dalga geçişi gibi. Medeniyetin teknolojiyle, ekonomiyle, askerî güçle kurulamamış olduğunu tüm açıklığıyla görüyoruz. Bu medeniyet kavramının içinde insan yok, sâdece değişken menfaatler var. Hak-hukuk, özgürlük, insanlık konularında mangalda kül bırakmayanların ne kadar dürüst oldukları da apaçık meydanda.

Düşünün; bir an için yaşam duruyor, her şey donuyor, sesler susuyor, işte oradasınız. Seyrediyorsunuz etrâfınızda olan yıkımı, Allah’tan başka kimsenizin olmayışını seyrediyorsunuz. Öylesi bir gariplik hissi sarıyor ki insanı, bir anda her şey yabancı geliyor. Menfaatlerini ilgilendiren bir şeyiniz olmadığı için bütün dünyâ size kör, sağır. Bu nasıl bir umursamazlık, nasıl bir vurdumduymazlık? Hani insan hakları, hani medeniyet, özgürlük hani, hukuk hani?

Hayâtını yitirdi dediğimiz insanlar için, o minik bebeklerden, yürümeye mecâli olmayan ninelerimize kadar bütün şehitlerimiz için hiçbir sorgunun, sıkıntının olmaması, lûtuf üstüne lûtuf olması nedeniyle mahzun değilim. Onlar için başım hep dik, gözlerim sâdece onlardan ötürü duyduğum gururdan dolayı yaşarabilir. Çünkü onlar Allah tarafından en nasipdar kılınan kullar. Asıl boynumu büken, Cemâl’e yürüyenlerin ardından kalıp bütün bu zulmün içinde yaşamaya çalışan âilelerinin, yakınlarının durumu. Kendini kaybetmemek zorunda olanların, başını dik tutarak hak mücâdelesine devâm etmek zorunda olanların hâli en zoru.

Maddî şartların olumsuzluğu bir yana, mânevî şartların olumsuzluğu yakıyor insanın içini. Bâzen yemekten, ilâçtan daha çok ihtiyaç olan şey “insan” oluyor. İnsan, kardeş eli, dost yüreği sizinleyse, yaranızı, açlığınızı hissetmeden mücâdele etme gücünü bulabiliyorsunuz. Çünkü bâzen âilenizden birinin cenâzesinin nerede olduğunu bile bilmiyorsunuz. Bâzen cenâzenin yerini bilseniz, yanına gidemiyorsunuz, defnedemiyorsunuz. Bâzen de bir kayıbı “ya yaşıyorsa, nerede, ne hâlde?” diye bir ümitle gözünü kırpmadan, zaman donmuşçasına beklemek, cenâze haberinin gelmesinden daha zor oluyor. Bunları yaşayanlar biliyor. Her gün bu ve benzeri nice olaylar yaşanıyor.

Filistin gibi, Doğu Türkistan gibi daha birçok ülkede yaşanan zulümlerin, soykırımların boyutlarıyla, medeniyet dediğimiz “tek dişi kalmış canavar”ın gelişim boyutları yarış hâlinde gibiler. Târihi bilmemek, ondan ibret alamamak, eğitime-öğrenmeye gayrette gevşek davranmak ne yazık ki bizleri kültürümüzden, özümüzden nihâyetinde birbirimizden uzaklaştırarak zayıf bırakıyor, yaban rüzgârlarının önünde savrulmaya doğru itiyor.

Hepimizin geleceği için bu gidişâta karşı bir uyanışla birlik olup, diriliği sağlamak zorundayız. Önce biz uyanık olalım, bilinçli ve güçlü olalım ki milletimize, kardeşlerimize de faydalı olabilelim. Acıda, umutta, mutlulukta bir bütün olan bizler; her zorlukla birlikte Allah’ın tecellisini daha bir güzel görebilme direnciyle hak mücâdelesini sürdürmede de birlikte olalım. Bu celâlî tecelliyle birlikte, her şeyde Hakk’ı görerek çok çalışalım. Elbet bu enkâzın altında gün ışığına çıkacak bir defîne vardır. Ve kimbilir, belki de her şey bunun içindir…

 

The following two tabs change content below.

Elif Hilal Doğan

1987'nin Temmuz'unda, Elazığ’da dünyaya geldim. Çocukluğum babamın görevi nedeniyle farklı yerlerde geçti. Halkla İlişkiler ve İşletme eğitimi görürken 2007’de e-ticaret sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bununla birlikte çeşitli kuruluşların iletişim faaliyetlerini yürüttüm. Şu anda kitap editörlüğü ve yazar danışmanlığı yaparken, eğitimime Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisansı ile devam etmekteyim...

Son Yazıları: Elif Hilal Doğan (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın