Hicrandan Hicret

Lûgatler hicrete ayrılık, terk, göç anlamlarını vermişler. Ama ayrılık diye bir şey yok ki bu âlemde. Îmân ediyorum; Allah ayırmaz, birleştirir. Belki de bizim bir olan şeyleri ayırmaktan, ayrı görmekten vazgeçmemiz gerekiyordur. Öyleyse hicret, bu birliği görmemizi sağlamaya yönelik bir göçtür… Bu âlemde hiçbir şey diğerinden ayrı değil. Ayrı olmadığı gibi bağımsız ve uzak da değil, başıboş da değil. Her şeyin birbiriyle öyle bir bağlantısı var ki, doğada bir zerre boşluk yok.

 

En güzel şehir, sevgilinin olduğu şehirmiş… Sevgilimin ayağını bastığı yerden biraz ötedeydim, dokunabildiğim en yakın yere elimi sürdüm. Baktım, o yer, bana kadar uzanan o arz hiçbir boşluk barındırmıyordu. Sevgilimin değdiği yere baktım. O’nun değdiği zerre, yanındakilere değiyor, onları etkiliyor, o zerreler de yine kendi yanındakilere değiyor ve tüm değdiklerini etkiliyordu. İşte o bir tek dokunma, değme, böylece bütün âlemi kuşatıyordu. Saflar sımsıkıydı… Arada hiçbir boşluk, ayrılık, uzaklık olmadığı için her yer, Sevgilimin değdiği yerdi. Sevgilimin olmadığı, ayağını bastığı zerrenin erişmediği bir yer, bir şehir var mıydı?
O, yedi göğü birbiri üzerine yarattı. Rahmân’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk göremezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir. (Mülk/3-4)

 

Bulamam. Senin değmediğin bir zerre bulamam. Senin değdiğinde de hiç bozukluk kalır mı?.. Senden ayrı bir şey yok, ayrılık yok. Sen ayırmazsın, birleştirirsin. Ama o zaman niye içimdeki bu hicran? Bu aldanış nasıl olur, bu hüzün, bu hastalık nasıl geçmez sen bu kadar kuşatmışken? Şu insan ne kadar da özgür… Bütün bu kuşatılmışlığın içinde yine kendi havasında, kendi dünyâsında, kendine göre yaşayıp gidiyor. İşte belki de bundan hicret etmek gerek.

 

“Meselâ Medîne’de Mehmet Ali nâmında bir zat vardı. Bir Fransız bahriye makinisti iken ve memleketinde yüz Napolyon altını gibi ehemmiyetli bir maaş alırken, İslâm’ın nûru gönlünde doğmakla, bir anda çoluğunu çocuğunu ve her türlü rahatını ve alışkanlıklarını terk ederek Medîne’ye gelmiş, yersiz yurtsuz, parasız taşların toprakların üstünde yatmaya râzı olmuştu. Kendisine mektepte mubassırlık teklif ettiğim zaman kabul etmedi. Huzûruma mâni olur, istemem… Ben istediğim zaman Harem-i Şerîf’te bulunmak isterim, dedi. Kendisine ‘Sen bu vazîfeyi kabul et, işlerini ben yaparım… Sen yine istediğin zaman gelirsin…’ dedim. ‘Olamaz… Benim için bu da bir kayıttır. Ben Resûlullâh’a kayıttan âzâde olarak ve her şeyi terk ederek geldim’ dedi.” Ken’ân er-Rifâî Hazretleri (Sohbetler, s. 331-332)

 

Ben anladım ki, gel denmeden bir yere gidilmiyor. Mesele, o yolculuğa hazır olmak, gel dendiği zaman hiç düşünmeden, bütün kayıtlardan âzâde olarak o huzura varabilmek ve o huzurda kalabilmek. Alıkoyan her varlık ve kayıttan soyunabilmek mesele. Şeklî olarak evi, işi, onu bunu terk etmekten ziyâde; huzurdayken aklı, fikri, gönlü başka yerde olmamak mesele… Yine bizim her an o huzurdayken, aslında bambaşka yerlerde oluşumuz mesele… Aşk mesele. Sen sende iken menzil alamazsın demiş Hz. Yûnus. Kendinden hicret edip benlik kabuğunu kırıp O’na açılmak mesele… Yesrib’i Medîne yapan, Sevgiliyi görebilen gözlerdeki, gönüllerdeki idrak nûru mesele…

 

“İyi bil ki peygamberin elçiliğinden amaç, batıp gitmişleri nihâyetsiz bir hazîneye erdirmektir.” Batıp gitmişler… Nedir, kimdir bunlar? Nefs kabının içinde batıp giden sırrımızı, hakîkatimizi açığa çıkararak kendimizdeki o nihâyetsiz hazîneye erebilelim diye hicret ettirir bizi Hz. Peygamber. Dost, “gel” derken iki kelimeyle özetler hicreti. Bu bir soru değildir, hayretle ve gülümseyerek, bak şu işe der gibi söyler: “Nerdeen nereye…”

 

 

The following two tabs change content below.

Elif Hilal Doğan

1987'nin Temmuz'unda, Elazığ’da dünyaya geldim. Çocukluğum babamın görevi nedeniyle farklı yerlerde geçti. Halkla İlişkiler ve İşletme eğitimi görürken 2007’de e-ticaret sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bununla birlikte çeşitli kuruluşların iletişim faaliyetlerini yürüttüm. Şu anda kitap editörlüğü ve yazar danışmanlığı yaparken, eğitimime Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisansı ile devam etmekteyim...

Son Yazıları: Elif Hilal Doğan (Profiline git)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın