“Hiç”

Sevgiyle başlıyor her şey; ilk olarak anne ve baba, âile ve sınıf arkadaşları… Zamanla içeride büyüyor ve okuldaki karşı cinslerine karşı aşk patlamalarıyla çoğul aşklara yöneliyor. Zamanla aşkın beşer üzerinde nefrete ne kadar yakın olduğunu anlıyorsun. Tâ ki hepsinin birer zuhûrat olduğunu idrak edene kadar! Sonrasında o perdenin üstündeki gölgeler, perdenin kaldırılması ile birlikte kayboluyor.

O an tam bir gül bahçesinin içine dalmış oluyorsun; aynen pervânenin ateşe dalması gibi, cemâl ve celâlin ortasındaki o ince ipten köprünün üzerinden çıplak ayaklarla yavaş yavaş ilerliyorsun. O güzel kokular karışıyor burnuna gelen korkunun kokusuna. Ağızında garip bir kuruluk ve haykırıyorsun muazzam bir coşku ile ‘Allah’ diye! O an bütün düşünceler bitiyor ve teslim oluyorsun, teslim olduğun için de teslim alınıyorsun! Teslim alındıktan sonra ortada ne sen kalıyor ne de ben! O güzel rabbinin tekliğinden veya o güzel vahdetten başka.

Artık bedenine bakmana da gerek kalmıyor, çünkü ortada ne beden kalıyor ne de can… Sadece kalbinin nûrundaki canan. İşte şimdi o önceki aşk patlamalarının zerrecikler olduğunu, hatta aşkın yanından bile geçemediğini anlıyorsun. Tek korkun, o vahdetten uzak kalmak. O yüzden o aşk ve korku, bir bütünün içinde bütünleşiyor. Bu haz inanın, dünya hazlarıyla mukayese edilemeyecek bir keyif tepesi ki, Everest yanında kum tanesi kalır.

Sonunda o haz da birikiyor ve zamanla birlikte etkisini durgunluğa bırakıyor. Bu öyle bir huşû ki âhenklerin içinde büyük dalgalarda coşarken kendini dinginliğe yani huzura bırakıyor. Unutma ki huzur sadece Allah’ın huzurunda olmaktır. O dingin okyanusun içine yatıyorsun ve o okyanustaki bir damla iken bir anda hem okyanus hem de ‘HİÇ’ oluyorsun.

 Alivefâ Büyükaksoy

The following two tabs change content below.

Nefes Arşiv

Nefes Akademi; tasavvufî bilginin güvenilir kaynağı...
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın