Ne mutlu benim yüzümü göreni görene…

Ne mutlu benim yüzümü göreni görene…

 

 

Bilirsin ki Allah kendi isimlerini kendi sıfatlarını onların bütün kudret ve mânâlariyle Âdem Peygamber’e göstermiştir. Âdem’den sonra gelenlere ise aynı isim ve sıfatları ya Âdem vâsıtasıyle yâhut Âdem neslinden gelen velîler ve nebîler delâletiyle bildirmiştir.

 

Sen bir nûru, ister Hakk’ın bir âyinesi olan insandan, ister bizzat Rabb’in kendisinden al, aynıdır. Hakîkat ilmini ve yaratılıştaki sırları ister bir velîden ister bir nebîden, ister doğrudan doğruya ilâhî ilhamdan öğren, fark yoktur.

 

Bu, kadim bir şarabı, bir ilâhî aşk bâdesini ister küpten ister tastan içmek gibidir. Maksat ve hedef böyle bir nurla dolup böyle bir iksir ile kendinden geçebilmektir.

 

Zîra halîfenin varlığı tası, o halîfeyi gönderenin birliği küpüne bağlıdır. Zîra halîfenin derûnu, ilâhî şarapla doludur.

 

Kap ile küp arasındaki bağlılığı düşünürken şunu da bil ki o kap, o şarapla dolarken senin duyduğun zevki aşmıştır. O artık nefis tatlarını hissetmez olmuştur. Çünkü içindeki aşk şarabını sâdece içmemiş, massetmiş öyle ki şarabın kendisi olmuştur.

 

Hak’la Hak olmuş nice kimseler vardır ki görünüşleri herkes gibidir. Hakîkatte alış verişleri Allah’tan başkasiyle değildir. Onların varlıklarındaki zevk ve neş’e, dünya şarabiyle mest olduklarından değil, o vahdet küpüyle dolan ülfet ve yakınlıklarından dolayıdır.

 

Hazret-i Muhammed’in “Ne mutlu beni görene ve ne mutlu benim yüzümü göreni görene” diye buyurması bundandır.

 

Çünkü bir insan ki Hazret-i Muhammed’in hakîkatini ve nûrunu bizzat Peygamberden alsa yâhut aynı nûru onu gören bir ermişten değil de onun asırlar sonra gelen bir velîsinden elde etse, mâdem ki alınan nur o nurdur, bunu bizzat Hazret-i Muhammed’den almış demektir.

 

Bu tıpkı bir mumdan bir başka veya bin başka mumun yakılması gibidir. Mumları uyandıran ve onlar vâsıtasiyle cihânı nurlandıran alev aynı alevdir.

 

Sen bu şekilde yakılan mumlardan en sonuncuyu da görsen gördüğün ve nurlandığın ışık, bil ki o ilk ışıkla yandı ve sana onun nûrunu gösteriyor.

 

Sen istersen bu nûru son gelen bir velîden, istersen ilk getiren nebîden al. Aldığın mâdemki kâinâtı aydınlatan aynı ilâhî nurdur. Bunda ne fark var?

 

Kaynak: Şerhli Mesnevî-i Şerif, Ken’an Rifâî, Kubbealtı Neşriyatı, 2010, s. 275-276.

The following two tabs change content below.

Nefes Arşiv

Nefes Akademi; tasavvufî bilginin güvenilir kaynağı...
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Yorum Yazın